Hellenistik Dönem (İ.Ö.334‐129)


Kral Barışı'ndan (İ.Ö.386) Büyük İskender'in Anadolu'ya ayak bastığı döneme (İ.Ö.334) kadar bölgemizin de içinde bulunduğu Batı Anadolu nispeten sakin bir dönem yaşadı. Bu dönemde dikkate değer olayların içinde en önemlileri, Pers satraplarının birbirleriyle mücadeleleri ve bazılarının Büyük Kral'a karşı başarısız bazı isyan hareketleridir. İmparatorluğun sınırlarının çok genişlemesi nedeniyle satraplar ve yerel krallar genellikle kendi toprakları içinde bağımsız davranabiliyorlar ve zaman zaman birbirleriyle iktidar mücadelesine girişebiliyorlardı. Batı Anadolu'daki Hellen kentleri de genellikle Pers yönetimi taraftarı oligarkhlar tarafından idare ediliyorlar ve Büyük Kral tarafından belirlenmiş vergilerini ödedikleri sürece herhangi bir sorunla karşılaşmıyorlardı. Hellas'daki kentleri bu dönemde birbirleriyle savaşmalarına karşın, tüm Hellenler için yine en büyük tehlike o dönem için yatışmış olan Pers imparatorluğu idi. Kendi aralarında yoğun çekişmeler yaşamalarına karşın, bu ortak düşmana karşı koyabilmeleri ve onu Anadolu'dan söküp atmaları için aralarında birlik kurmaları gerekiyordu. "Panhellenizm" veya "Hellenlerin Birliği" olarak adlandırılan bu ortak davranış biçimine Hellenler arasında çok sempati olmasına karşın, bunu gerçekleştirecek bir Hellen kenti ufukta görünmüyordu. Ancak bu sırada Makedonya'daki kabileleri bir araya toplayarak krallığını güçlendiren Büyük İskender'in babası II. Philippos (İ.Ö.359‐336) bu birliği sağlayacak en önemli kişi olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Hellen kentleri arasında bitmek tükenmek bilmeyen savaşlarda zaman zaman arabuluculuk rolü oynayan, zaman zaman ise modern savaş taktikleri uygulayan güçlü ordusu ile zor kullanan kral sonunda kardeş kavgalarından bıkmış olan Hellenlerin de sempatisini toplayarak tüm Hellen kentlerini İ.Ö.338 yılında ulusal bir kongrede toplamayı (Korinthos Birliği) başardı. Bu kongrede II. Philippos ve oğlu III. Aleksandros (Büyük İskender) Perslere karşı bir intikam savaşına girme kararı aldırdılar.


İ.Ö.336 yılında II. Philippos'un bir saray komplosuna kurban gitmesinden sonra yerine oğlu Büyük İskender geçti. Korinthos Birliği tarafından önder ve Pers seferinin komutanı seçildikten sonra İ.Ö.334 yılında büyük Pers seferine başlamak üzere Çanakkale Boğazı'nı geçerek Anadolu topraklarına ayakbastı. Perslerle ilk savaş Granikos (Biga) Çayı kıyısında oldu. Bu savaşta galip gelen Makedonya ordusu bir anda tüm Batı Anadolu'yu Pers egemenliğinden kurtardı. Büyük İskender Batı Anadolu'daki Hellen kentlerinin yönetimine Pers yandaşı oligarkhlar yerine demokratları getirip bu kentlerin bağımsızlıklarını tanıdı. Bununla birlikte Perslerin kurdukları satraplık sistemini olduğu gibi koruyup, satraplıkların başlarına güvendiği kumandanları atadı. Hellen kentleri iç işlerinde serbest oldular ve daha önce Perslere ödedikleri vergileri bu kez Makedonya devletine ödemeye devam ettiler.


Büyük İskender Granikos savaşından sonra Sardeis'e ulaştı. Elimizdeki efsanelerle karışık tarihsel bilgilerden Ephesos'a geçmeden önce Smyrna'ya uğradığını ve kentin gelişmesi için uygun olmayan Bayraklı'daki eski mevkiinden bugünkü yerine taşınmasını emrettiğini öğreniyoruz. Aiolis'deki kentler Büyük İskender'e direnmeden teslim oldular. Belki de bunda, Granikos savaşından bir yıl önce köprübaşı tutmak amacıyla Kuzeybatı Anadolu kıyılarına gönderdiği kumandanları Parmenion ve Attalos'un da etkisi vardı. Bu iki kumandan Orta Aiolis kıyısındaki Gryneion'u (Yeni Şakran) ele geçirip, yakıp yıkmışlar ve halkını esir olarak satmışlardı.


Granikos Savaşından sonra Orta, Batı ve Güney Anadolu'yu ele geçiren Büyük İskender biri İssos'da (Adana‐Dörtyol) (İ.Ö.333) diğeri Gavgamela'da (İ.Ö.331) Persler ile yaptığı iki savaşı da kazanarak İran İmparatorluğu'nun tüm topraklarına hakim oldu. Ancak İ.Ö.323 yılında Babil'de 33 yaşında humma hastalığından ölünce yerine kendi gibi yetenekli bir ardıl bırakma fırsatı bulamadı. Bu nedenle ele geçirilen tüm topraklar üzerinde kumandanları (Diadokhlar) arasında yaklaşık 200 yıl sürecek uzun ve kanlı bir mücadele başladı.


İskender'in ölümünden sonra kumandanları arasındaki toprak paylaşımında Aiolis bölgesi Antigonos Monophtalmos'un (Tek gözlü) payına düştü. Ancak İ.Ö.301 yılında İpsos'da (Afyon‐Çay) İskender'in diğer kumandanları Lysimakhos ve Seleukos'un birleşik ordusuna yenilip öldürülmesinden sonra tüm Batı Anadolu bu kez Trakya kralı Lysimakhos'un eline geçti. Bu kralın bölgede önemli işlere giriştiğini biliyoruz. Smyrna ve Ephesos'u bugünkü yerlerine taşıyarak bu kentlerin daha sonraki gelişmelerine yol açtı. Ancak Lysimakhos tarafından 9000 talanton değerindeki hazineyi muhafaza etmesi amacıyla kendisine Pergamon kalesi teslim edilen Pergamon hanedanın kurucusu Filetairos krala isyan etti (İ.Ö.282) ve yardımına Suriye kralı Seleukos I Nikator'u çağırdı. Batı Anadolu'yu ele geçirmek için bunu fırsat bilen Seleukos I'in ordusu ile Lysimakhos'un ordusu Magnesia ad Sipylum (Manisa) yakınlarında Korypedion ovasında (İ.Ö.281) karşılaştılar. Lysimakhos yenildi ve savaş alanında öldü.


Bu yıllarda Batı Anadolu'nun ve dolayısıyla Aiolis kentlerinin ve kırsalının karşılaştığı en büyük sorun Galatlar'ın yöredeki yağma akınlarıdır. İ.Ö.4. yüzyılda Orta Avrupa'dan kovulan ve Keltler olarak da tanınan bu yağmacı ve saldırgan kavim İtalya ve Balkanlara kadar inmiş, İ.Ö.280 yılında Makedonya krallarının etkisi azalınca Marmara kıyılarında görünmüşlerdi. Anadolu'ya geçecek gemileri olmayınca Marmara ve Boğazların Avrupa kıyılarını yağmalamışlar ve kentleri haraca bağlamışlardı. Ancak İ.Ö.278 yılında Bithynia kralı Nikomedes I bir iç isyanı bastırmak üzere bunları Anadolu kıyılarına geçirdi. Böylece Galatların Anadolu'daki kanlı maceraları başlamış oldu. Bunların Tolistobogoi kabilesi İonya ve Aiolis bölgelerindeki bazı Hellen kentlerini yağmaladı ve haraç aldı. Bu dönemde Larissa da Galat akınlarından en çok etkilenen kentlerden biri olmalıdır. İ.Ö.279'da bu yağma akınlarından sonra Larisa'nın bir daha kendini toplayamadığı ve giderek zayıfladığı anlaşılmaktadır.


Daha Eumenes I döneminde (İ.Ö.263‐241) Seleukoslar'ın yönetimindeki Suriye krallığı ile Pergamon hanedanı arasındaki ilişkilerin bozulduğunu görmekteyiz. Eumenes I'in Suriye Kralı Antiokhos I'i yenilgiye uğratması üzerine Myrina (Kalabakhisar) ve Kyme (Nemrut Limanı) gibi Aiolis kentleri Pergamon krallığının etkisi altına girerler.


Pergamon krallığının, Attalos I'in tahta geçişine kadar (İ.Ö.241‐197) Galatlara haraç verdiği anlaşılmaktadır. Attalos I ise haraç vermeyi reddeden ilk Pergamon kralı olarak bilinmektedir. Bu nedenle Pergamon'u cezalandırmak isteyen Galatlar'ı bu kral başkentin önlerinde bozguna uğratmış ve böylece Galat tehlikesi kısa bir süre için atlatılmıştır. Yine bu dönemde Batı Anadolu kentleri üzerindeki Suriye egemenliğini yeniden kuracak yetenekte yeni bir komutan olan Akhaios ortaya çıktı. Bu komutan çok kısa bir süre içinde tüm Aiolis kentlerini ele geçirdi. Ancak Batı Anadolu'da elde ettiği bu başarılardan cesaret alan Akhaios, kral Antiokhos III'e isyan etti ve kendini kral ilan etti. Suriye krallığı içindeki bu kargaşalıktan yararlanmak isteyen Attalos I Akhaios tarafından ele geçirilen Aiolis kentleri üzerine yürüdü (İ.Ö.218) ve bölgedeki Aigai (Nemrut Kale), Myrina (Kalabakhisar), Kyme (Nemrut Limanı), Phokaia (Foça) ve Temnos'u (Görece Kalesi) ele geçirdi.


Attalos I'in ölümü ile yerine geçen oğlu Eumenes II'nin iktidarının (İ.Ö.197‐159) daha ilk yılında Suriye kralı Antiokhos III, Anadolu'daki Suriye egemenliğini sağlamlaştırmak ve Pergamon topraklarını ele geçirmek üzere bir sefer başlattı. İ.Ö.197 yılının kış mevsimini Ephesos'da geçiren Suriye kralı bölgede Smyrna dışındaki tüm kentlere boyun eğdirdi. Smyrna ise, kralın baskılarına karşın Roma'dan yardım istedi. Pergamon krallığının da aynı isteği tekrarlamasıyla Romalılar Batı Anadolu ve Hellas'daki Suriye egemenliğine karşı durmaya karar verdiler. Denizde ve karada yapılan çok sayıdaki çarpışmadan sonra Pergamon ve Roma ordusu ile Suriye ordusu İ.Ö.189 yılında Magnesia savaşında karşı karşıya geldiler ve Antiokhos III yenildi. İ.Ö.188 yılında yapılan barış antlaşması ile (Apameia‐Dinar) Seleukoslar Toroslar’ın güneyine çekildiler. Bundan sonra sıra Batı Anadolu'nun müttefikler arasındaki paylaşımına geldi. Bu paylaşımdan en büyük payı Pergamon krallığının almasına karşın, bu paylaştırmada etkin bir rol oynayan Romalılar kendi saflarında olan ve Pergamon devletinin sınırları içinde kalan bazı kentlere özgürlük ve vergi muafiyeti verdiler. Özgürlüğünü kazanan kentler arasında Kyme (Nemrut), Aigai (Nemrut Kale) ve Smyrna (İzmir) da vardı. Ancak Roma'ya karşı Suriyelilerin yanında yer aldığı saptanan Temnos (Görece Kalesi) bağımlı hale getirildi. Bu olaylar içinde Larisa (Buruncuk Kalesi) ve Neonteikhos'dan (Yanıkköy Kalesi) söz edilmemesi dikkati çekmektedir.


Eumenes II'nin İ.Ö.159 yılında ölümünden sonra kardeşi Attalos II Philadelpos (Kardeşsever) (İ.Ö.159‐138) döneminin hemen başında Bithynia kralı Prusias II Pergamon topraklarına saldırmaya niyetlenir. Bu saldırıyı önlemek isteyen Romalı elçilerin çabaları boşa gider. Prusias II güçlü bir ordu ile Pergamon'a saldırır. Kaleyi ele geçirememesine karşın aşağı kentte bazı tapınak alanlarını tahrip eder. Daha sonra ordusu ile güneye doğru iner ve Elaia (Zeytindağ), Aigai (Nemrut Kale), Kyme (Nemrut), Temnos (Görece Kalesi) ve Herakleia(Eski Emiralem) gibi merkezlere saldırır ve kent arazilerini yağmalar. Bu arada Temnos arazisi içinde bulunan ve bugün yeri henüz saptanamayan Apollon Kynneios tapınağı da bu yağmadan kurtulamamıştır.


Bu saldırıları durdurmak amacıyla Roma tarafından gönderilen bir komisyonun da çabalarıyla İ.Ö.154 yılında bir antlaşma yapılır ve dönemin tarihçisi Polybios'un verdiği bilgilere göre, Prusias II bölgemizdeki Kyme, Temnos ve Herakleia kentlerinin zararlarını karşılamak üzere tazminat ödemek zorunda bırakılır.


Attalos II'nin ölümünden sonra yerine ağabeyi kral Eumenes II'nin oğlu son Pergamon kralı Attalos III Philometor (Anne düşkünü) geçer (İ.Ö.138‐133). Yaşamı üzerine çelişkili, ancak bol bilgi verilen bu kral bazı kaynaklar tarafından acımasız ve zalim olarak nitelendirilirken, diğerleri tarafından da son yıllarında inzivaya çekildiği ve şifalı bitkilerle, böceklerle ilgilendiği, bağcılık ve zeytincilik gibi tarımsal yöntemler üzerine araştırmalar yaptığı ileri sürülmektedir. Ancak günümüze kadar en çok üzerinde tartışılan davranışı da ölümünden sonra Pergamon krallığını bir vasiyet ile Roma devletine bırakmış olmasıdır.


Attalos III'ün ölümünden hemen önce (İ.Ö.133) Roma devletini Pergamon krallığının mirasçısı ilan etmesi üzerine Pergamon ciddi bir iç karışıklık içine düştü. Zira bu dönemde krallığın sınırları içinde yaşayanlar sadece tam hukuklu vatandaşlardan oluşmuyordu. Bunların yanında sadece tarım sektöründe değil, aynı zamanda madenlerde ve atölyelerde de çok sayıda hiçbir hukuku olmayan köleler çalışmaktaydı. Ayrıca yabancılar, askerler, azatlılar ve tam vatandaşlık hakkı bulunmayan özgür kimseler de azımsanmayacak sayıdaydılar. Giderek ekonomilerinde ve toplumsal yaşamlarında yoğun olarak köle kullanan ve tam bir köleci toplum haline gelmeye başlayan Roma devleti içinde de toplumsal huzursuzluk yüksek bir düzeyde bulunuyordu. İ.Ö.135 yılında Sicilya'da başlayan ve 3 yıl süren bir köle ayaklanmasının yankıları Anadolu'ya kadar yayılmıştı. İşte bu karmaşık politik ortam içinde Anadolu tarihinin en önemli ve bilinen ilk halk ayaklanmalarından biri Aristonikos adında bir Pergamonlu'nun önderliğinde patladı. Aristonikos'un kimliği ile ilgili bilgiler kesin olmaktan uzak olmasına karşın, Pergamon hanedanından bir asil olması kuvvetle muhtemeldir. Antik yazarlar tarafından verilen bilgiler de bu doğrultudadır.


Ayaklanma, Ephesos ve Smyrna dışında tüm Batı Anadolu'ya yayılma eğilim gösterdi. İsyanın merkez üssü bölgemiz sınırları içinde bulunan Leukai (Çamaltı Tuzlası) kenti idi. Bu harekete Phokaia (Foça) donanması da katıldı. Bölgemizdeki diğer kentler Kyme, Larissa, Neonteikhos ve Temnos'un da bu harekete katılmış olmaları mümkündür.


Attalos III'ün vasiyetindeki şartları yerine getirmek ve Pergamon krallığının topraklarını ve zenginliklerini o sırada oldukça zor günler geçirmekte olan Roma devletine katmak üzere harekete geçen Senato, İ.Ö.131 yılında Batı Anadolu'daki bu ayaklanmayı bastırmak üzere bir sefer hazırlığına karar verir ve P.Licinius Crassus komutasındaki bir ordu Batı Anadolu'ya gönderilir. Roma donanması ayaklanmanın merkez üssü Leukai'yi kuşatır, ancak Aristonikos'un donanmasının ani bir saldırısına uğrar. Crassus bu yenilgi üzerine Pergamon'a doğru karadan kaçmak zorunda kalır. Pergamon yolu üzerinde Myrina (Kalabakhisar) ve Elaia (Zeytindağ) arasında bir mevkiide Aristonikos'un ordusundan bir grup Trakyalı asker tarafından esir edilir ve öldürülür.


Roma donanmasının Leukai açıklarındaki yenilgisini ve Crassus'un ölümünü haber alan Romalılar Batı Anadolu'ya İ.Ö.130 yılında konsül olan M.Perperna'yı gönderirler. Perperna vakit geçirmeden zaferi kutlayan Aristonikos'un ordusuna ani bir baskın düzenleyerek bozguna uğratır. Batı Anadolu'nun içlerine çekilmek zorunda kalan Aristonikos ve ordusu Kaikos (Bakırçay) üzerinde bulunan Stratonikeia (Gelenbe) kentine sığınır. Bu kenti kuşatan Roma ordusu Aristonikos'u teslim olmaya zorlar. Bölgemizin tarihi için de önemli olan bu ayaklanma bastırıldıktan sonra Anadolu'da kesintisiz olarak yaklaşık 700 yıl sürecek olan Roma egemenliği başlar.