Klasik Dönem (İ.Ö.480‐330)


İonya ihtilalinin bastırılmasından sonra Persler bu ihtilalin gerçekleştirilmesine yardım eden, dolayısıyla Batı Anadolu'daki egemenlikleri için her zaman potansiyel bir tehlike olarak gördükleri Atina ve Sparta gibi kentlerin cezalandırılması için Hellas'a asker çıkardılar. Ancak İ.Ö.490 yılında Atina yakınlarındaki Marathon'da yenilerek geriye çekildiler. Bunun üzerine Pers tahtında bulunan Kserkhes (Serhas) 10 yıl süren büyük bir hazırlıktan sonra ‐ muhtemelen sayıları abartan ‐ Herodotos'a göre bir milyon yediyüz bin kişilik bir ordu ve 590 parça donanma ile Çanakkale (Hellespontos) Boğazı'nı geçti ve karadan tüm Trakya ve Makedonya'yı aşarak Hellas'a girdi. Stratejik Termophylai (Sıcak kapılar) geçidini ele geçirerek Hellenler tarafından boşaltılan Atina'ya girdi ve İonya İhtilali sırasında Sardes'i yakılışına misilleme olarak Atina Akropolisi'ni tahrip etti. Kara ordusunun başarılı olmasına karşın Salamis adası açıklarında Pers donanması Atina donanması karşısında yenilgiye uğrayıp yok edildi. Çanakkale Boğazı'nda ordunun karşıya geçmesi için hazırlanmış köprünün Hellen donanması tarafından yakılması korkusuyla Pers ordusu hızla geriye dönmek zorunda kaldı.


Pers egemenliği altındaki tüm Anadolu halklarının asker verdiği bu muazzam askeri gücün oluşturulmasında 20 yıl önce İranlılara karşı isyan eden Batı Anadolu'daki Hellen kentlerinin büyük katkısı olmuştu. Bu sefere katılan donanmaya İonyalılar 100, Aiolisliler ise 60 gemi ile katılmışlardı. Aiolis gemilerinden on beşinin başında Kyme'nin İranlı valisi Thamasios oğlu Sandokes vardı ve sefer sırasında Hellenlere esir düşmüştü. Bu büyük donanma Yunanistan seferine çıkmadan önce Kyme limanında üslenmiş ve kışı geçirmişti.


Bu bozgundan bir yıl sonra, İ.Ö.479 yılında, biri Plataia'daki (Hellas) kara savaşında, diğeri Ephesos'un güneyindeki Mykale (Samsun) Burnu'nda karaya çekilmiş donanmalarının yakılması ile aldıkları iki yenilgi sonucunda Persler Sardeis'e kadar çekildiler ve böylece kıyıdaki Aiolis kentleri de dahil olmak üzere Batı Anadolu'daki tüm Hellen kentleri yeniden bağımsızlıklarına kavuştular.


Bu savaşlardan sonra donanmasız kalan Persler kıyıdan içeri çekilmiş olmalarına karşın Hellen kentlerine karşı her zaman bir tehdit unsuru oluşturdular. Bu tehdidi engellemek bahanesiyle önderliğini Atina'nın yaptığı ve zamanla 300 kadar Hellen kentinin isteyerek veya zorla üye olduğu bir birlik kuruldu. Attika‐Delos Deniz Birliği adını verdiğimiz bu siyasi ve askeri ittifaka üye ülkeler, birliğin hazinesinde toplanmak üzere gemi ve para veriyorlardı. Vergi ödeyen kentleri ve ödedikleri vergi tutarlarını gösteren listeler ise Atina Akropolisi'nde mermer steller üzerine yazılıyordu.


Kyme, Attika ‐ Delos Deniz Birliği'ne her yıl 9 talent ödüyordu. Bu tutar sadece diğer tüm Aiolis kentlerinden değil, Ephesos ve Miletos veya İonia'nın diğer büyük kentlerinin ödediklerinden de daha fazlaydı. Bu konfederasyona vergi ödeyen kentlerin arasında Larisa'nın da adı geçmektedir. Ancak Batı Anadolu'daki Larissa adını taşıyan üç kentten hangisinin bu vergiyi ödediği belli değildir. Ayrıca tutarı bilinmeyen bir verginin tespit edilmesine karşın, bunun her zaman ödendiği konusunda bir kanıt yoktur. Bunun dışında Aiolis’in adı bilinen diğer kentlerinden Neonteikhos'un, Temnos'un ve Aigai’nin adlarına vergi listelerinde rastlanmaması da ilginç bir durum olarak dikkati çekmektedir. Daha o dönemde deniz kıyısından içerde olan bu kentlerin konfederasyon içinde yer almamış olduklarını düşünmek mümkündür. Ancak Pers yandaşı olup olmadıkları hakkında da bilgimiz yoktur. Bununla birlikte İ.Ö.4. yüzyılın başlarında tarihçi Ksenophon'un "Hellenika" adlı kitabında geçen bir pasaj, Temnos'un ve Aigai’nin konumları bakımından oldukça ilgi çekicidir. Spartalı kumandan Derkyllidas, askerlerini Aiolis'deki Persler üzerine yürümek için ikna etmek amacıyla, Temnos'un ve Aigai’nin İran egemenliğinin başlangıcından beri bağımsız olduğunu söylemektedir.


Atina'nın güçlenip Delos Birliğini bir imparatorluğa dönüştürmesi, Hellas'daki Korinthos ve Megara gibi ticari rakip kentlerin ve özellikle Atina'dan tamamen farklı bir siyasi ve toplumsal sisteme sahip Sparta'nın tepkilerini çekmesi kaçınılmazdı. Birkaç olaydan sonra Atina ile Sparta arasında İ.Ö.431‐404 yılları arasında, yaklaşık 27 yıl süren ve Peloponnesos Savaşı olarak bilinen çatışmalar devam eder. Bu savaşın son on yılı Batı Anadolu kıyılarında cereyan etti. Atinalılar ile 35 yıllık barış anlaşmasını bozan ve Batı Anadolu'daki Hellen kentleri üzerinde yeniden egemenlik kurmak isteyen Persler Spartalıların bir donanma kurmasına yardım ettiler ve onların yanında Atina'ya karşı savaşa katıldılar. Atinalılar güçlü olunca Spartalıları, Spartalılar güçlenince de Atinalıları destekleyen Persler sonunda amaçlarına ulaştılar. Batı Anadolu kıyılarında ve iç kısımlarında gerçekleşen çok sayıda kara ve deniz savaşı sonucunda Persler ve savaşa taraf olan tüm Hellen kentleri arasında İ.Ö.386 yılında bir antlaşma (Kral Barışı) yapıldı. Bu antlaşmaya göre Kıbrıs ve Klazomenai (Urla İskelesi karşısındaki Kemik Hastanesi) adaları ile birlikte Batı Anadolu'da bulunan tüm Hellen kentleri yeniden Pers İmparatorluğunun egemenliği altına giriyorlardı.


İ.Ö.399 yılından Kral Barışı'nın imzalandığı İ.Ö.386 yılına dek Sparta ordusu ile Persler arasındaki kara savaşlarında Gediz (Hermos) vadisinin stratejik bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Kuzey Aiolis'deki Gryneion, Myrina ve Kyme gibi kıyı kentlerinin desteğini sağlayan Spartalı Kumandan Thibron, İran'dan geri dönmekte olan Onbinler'in bir kısmını da ordusuna katıp güçlendi. Ancak bu sırada İonia kentleri ile kendi kara ordusu arasında kalan ve Batı Anadolu'daki Hellen kentlerini ikiye ayıran Aşağı Hermos vadisinin (Menemen ovası), Smyrna (İzmir) körfezi kıyılarının ve Kyme ile Ephesos arasındaki kara yolunun ele geçirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle kendi isteği ile Sparta'nın yanına geçmeyen ve muhtemelen bir Pers garnizonu ile savunulmakta olan Larisa'yı ele geçirmek üzere Kyme'den hareket eden Sparta ordusu kenti kuşattı. Buruncuk köyü üzerindeki konumu ile Menemen ovasına ve İzmir istikametine giden yola hakim bir noktada bulunan bu tahkim edilmiş yerleşmenin alınması Spartalılar için çok önemliydi. Burasının ele geçirilmesi ile bölgedeki diğer Aiol kentleri, Neonteikhos ve Temnos'a ulaşmak ve bir taraftan Smyrna'ya diğer taraftan Gediz Boğazı yoluyla Perslerin satraplık merkezi olan Sardeis'e giden yollara hakim olmak mümkün olacaktı. Ancak saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Thibron kenti kuşattı ve kuşatmaya karşı uzun süre dayanan kentin su sarnıçlarını tahrip etmek ve suyun sızıp gitmesini sağlamak amacıyla sur duvarlarına doğru tüneller açmaya çalıştı. Ancak, kenti savunanlar zaman zaman çıkış yaparak kazılan çukurları doldurmayı başardılar. Bu başarısızlık karşısında Spartalı yöneticiler Thibron'u görevden aldılar ve yerine Derkylidas'ı gönderdiler. Bu kumandan ise Larisa etrafındaki kuşatmayı kaldırarak savaşı tamamen farklı bir yöne, Manyas Gölü civarına taşıdı.


Aiolis bölgesindeki yerleşmelerin İ.Ö.4. yüzyılın başındaki bu çalkantılı ve sancılı dönemde, Spartalılara direndiğini bildiğimiz Larisa dışında, kimin yanında ve nasıl tavır aldıklarını bilmemekteyiz. Ancak yukarıda bir fırsatla belirttiğimiz gibi, Temnos’un ve Aigai’nin anahtar bir rol oynamış olmaları mümkündür. Zira Spartalı kumandan Derkylidas'ın bir cümlesinin de gösterdiği gibi bu kentlerin Perslere karşı daha başlangıçtan beri bağımsızlığını koruma gayreti içinde olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bölgedeki diğer tahkimatlı ve stratejik noktaları tutmuş oldukları görülen diğer yerleşmelerin yanında bu iki kentin tek başına önemli bir rol oynamış olduğunu düşünmek kolay değildir. Gerçekten de, o dönemdeki olaylar ile ilgili bilgi veren antik kaynaklar bu konuda suskun kalmaktadırlar. Ancak bölgedeki diğer yerleşmelerin konumlarını ve dağılımlarını göz önüne aldığımızda Menemen ve Güzelhisar bölgelerinin İ.Ö.4. yüzyıl içinde, başka hiçbir dönemde olmadığı kadar önemli olduğunu görmekteyiz.


Larissa'daki savunma sistemini oluşturan sur duvarlarının 4.yüzyıl içinde yenilendiğini ve güçlendirildiğini bilmekteyiz. Aynı durum isimlerini bildiğimiz Neonteikhos (Yanıkköy kalesi) ve Temnos (Görece kalesi) için de söz konusudur. Bu üç tahkimatlı kentin dışında bölgedeki diğer yerleşmelerde de yapılan yüzey araştırmalarında İ.Ö.4. yüzyıla ait buluntular diğer dönemlere ait olanlardan daha çok sayıdadır. Menemen ovasının ve körfezin çevresindeki yollara hakim tepelerin bu dönemde tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Muradiye'nin hemen batısında Yamanlar ile Dumanlıdağ arasında yaklaşık 15 km derinliğindeki bir vadiye giren Hermos (Gediz) nehri bu geçit boyunca kuzey ve güney sahilindeki bazı tahkimatlarla kontrol edilmekteydi. Geçidin kuzey yakası, en büyük yerleşme olan Temnos, vadi içindeki Mollahalil Çiftliği'nin hemen üzerinde küçük bir tahkimatlı gözetleme noktası Çınarlıtepe ve geçidin doğu girişinin kuzey ucundaki Köştepe ‐ Kalesırtı tahkimatı ile kontrol edilmekteydi.


Hermos (Gediz) Boğazı'nı güney kıyısından kontrol eden tek nokta Değirmendere köprüsünün hemen doğusundaki Asar Tepe üzerindeki kaledir. İ.Ö. 4.yüzyıl'da inşa edilmiş sur duvarları ile çevrili kale bir taraftan hemen altından geçen ve muhtemelen antik dönemdeki bir yolun güzergahını izleyen Menemen‐Manisa karayolunu, diğer taraftan Değirmendere vadisi ile Yamanlar üzerinden Smyrna'ya (İzmir) inen dağ yolunu kontrol etmektedir. Kuzeyindeki Hermos nehrine biraz uzak kalması nedeniyle doğan kontrol boşluğunu nehrin kıyısında Kocakaya tepesi üzerinde İ.Ö. 4. yüzyılda kurmuş olduğu yardımcı bir tahkimat ile doldurmuş olduğu anlaşılmaktadır. Son yıllarda Göktepe köyünün güneydoğusunda Çetiliyaka mevkiinde bulunan bir sınır taşı üzerinde bu yerleşmenin ismini saptamak mümkün olmuştur. Bu sınır taşının Melanpagos (Yamanlar Gökkaya kalesi) halkının toprakları ile Palaudis halkının topraklarını ayırdığı anlaşılmaktadır. Sınır taşının üzerinde Palaudis (Horia Palauditon: Palaudis halkının toprakları) adının baktığı yönün en yakınında Asartepe kalesinden başka bir yerleşim bulunmamaktadır.


İ.Ö.4. yüzyılda bir sur sistemi ile çevrilmiş ancak bugüne dek antik adını saptayamadığımız diğer önemli bir yerleşme Asarlık köyünün hemen kuzeyinde Boztepe üzerinde yer almaktadır. Günümüzde definecilerin Temnos ile birlikte en çok zarar verdikleri bu yerleşim Smyrna ile Pergamon arasındaki güney kuzey yoluna hakim olması ile dikkati çekmektedir. Küçük ancak çok yoğun bir iskana sahip bu kent geçen yüzyıldan bu yana bölgede araştırma yapan araştırmacıların gözünden kaçmış ve dolayısıyla Aiolis bölgesinde henüz nerede oldukları saptanamayan Killa, Aigiroessa ve Notion gibi kentlerin muhtemel yerleri ile ilgili tartışmalar içinde yer almamıştır. Antik adını bilmediğimiz bu yerleşme, Aiolis'in güney sınırındaki son kent olarak da dikkati çekmektedir. Yeri saptanamayan Aiolis kentlerinden Notion'un Hellence anlamı "güneyde kalan" veya "güney rüzgarına açık"dır. Kuzey İonia'nın önemli kentlerinden Kolophon'un (Cumaovası'nın Değirmendere köyü yakınında) 12 km. güneyinde, Ahmetbeyli sahilindeki liman kentinin de adı antik kaynaklarda Notion olarak geçmektedir. Bu nedenle araştırmacılar Aiol Notion'unu bu kentle özdeşleştirmişlerdir. Kelimenin anlamının de gösterdiği gibi birisi Aiolis'in, diğeri ise Kolophon'un güneyinde aynı adı taşıyan iki kentin aynı dönemlerde yaşamış olmaları mümkündür. Ancak Kolophon'un iskelesi konumundaki Notion'un adı antik yazarlar tarafından İ.Ö.5. yüzyılın olayları içinde daha fazla rol oynamış olması nedeniyle sık sık zikredilmiştir.


İ.Ö.4. yüzyılın başlarında kurulan ve bölgemizde gelişen olaylar içinde stratejik konumu ile dikkati çeken diğer bir yerleşme Leukai'dir (Üçtepeler‐Çamaltı Tuzlası). Antik kaynaklara göre Büyük Kral'a isyan hazırlığında bulunan Pers amirali Takhos tarafından İ.Ö.383 yılında kurulmuştur. Antik dönemde kuzey kıyı çizgisi Menemen'e daha yakın olan Hermos körfezinin girişini kontrol eden bu kentin, kurulduğu dönemde ada üzerinde olduğu, daha sonra Menemen ovasının oluşması aşamalarında bu hüviyetini kaybettiği anlaşılmaktadır.


Batıda İ.Ö.4. yüzyılda tahkim edilmiş olduğu anlaşılan diğer bir yerleşme ise Panaztepe üzerinde bulunmaktadır. Antik adını bilemediğimiz ve halen kazıların sürdürüldüğü bu yerleşme ile ilgili bilgilerimiz bugün için yetersizdir. Gelecek yıllarda Panaztepe'deki bu iskanın bölgemiz tarihi ile ilgili bilgilerimizi zenginleştireceğini ummaktayız.