Roma Dönemi (İ.Ö.129‐İ.S.395)


Aristonikos ayaklanmasının bastırılmasının ardından, İ.S.129 yılında Batı Anadolu'ya 10 kişilik bir komisyonla gelen konsül M. Aquilius'un görevi bölgemizde tamamen Roma'ya bağlı bir eyalet kurmaktı. Asya Eyaleti (Provencia Asia) adı verilen bu eyaletin sınırları içinde adlarını antik dönemden tanıdığımız kalan Mysia, Lydia, güneybatı Phrygia, Karia ile Aiolis ve İonia bölgeleri kalıyordu. Romalılar bugün hemen hemen tüm Batı Anadolu bölgesini içine alan bu eyaletin merkezi olarak Ephesos (Selçuk) kentini seçmişlerdi.


Asya Eyaleti'nin idari kuruluşunu tamamladıktan sonra Roma yönetiminin ilk işi Hellenistik dönemde de kullanılmış olan yolların yeniden ıslahı oldu. Bu bayındırlık çalışmalarının bölgemizde de gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Eyaletin başkenti Ephesos'u Smyrna üzerinden Pergamon'a bağlayan yol da M. Aquilius tarafından bu dönemde genişletilmişti. Geçen yüzyılda Menemen'de bulunan bir mil taşı bu yolun güzergahı hakkında bize yaklaşık bir bilgi vermektedir.


Romalılar önceleri Asya Eyaleti'nde Hellenistik krallıkların daha önce uygulamış oldukları temel vergi politikalarını değiştirme yoluna gitmemişlerdi. Hatta Pergamon krallığının almış olduğu ek vergilerden halkı muaf tutmuşlardı. Sadece daha önceleri de var olan ve elde edilen ürünün üzerinden bir sabit vergi alıyorlardı. "Ondalık" adı verilen (Dekatte) bu vergi halk için çok büyük bir yük oluşturmuyordu. Ancak Roma'da nakit sıkıntısına düşüldüğü İ.Ö.123 yılında konsül Gaius Gracchus tarafından çıkartılan bir yasa ile vergilerin toplanması "Publicani" adı verilen, Osmanlı devletinin çöküş döneminde ortaya çıkan vergi mültezimlerine benzeyen vergi komisyoncularına verilmişti. Bu komisyoncular tahmini bir hesaplama ile gelecek yıllarda toplanacak vergileri peşin olarak Roma devletine ödüyorlar ve vergileri toplama hakkını alıyorlardı. Ancak hava koşullarına doğrudan bağlı olan tarımsal üretim istenen sonucu vermediği zaman vergisini ödemekte geciken köylüler borç altına giriyorlar ve faiz yükü ile topraklarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorlardı. Böylece bir taraftan Publicaniler, diğer taraftan tüm Anadolu'yu ele geçirmek için ordularının ihtiyaçlarını yerlilerden karşılayan Romalı kumandanların istekleri sonucunda ülke Roma'nın bir sömürgesi durumuna gelmişti. Bu durum Augustus'un (İ.Ö.27‐ İ.S.14) yeni bir idari düzenleme ve vergi reformu yaptığı İ.Ö.27 yılına dek sürecekti.


Roma devletinin Batı Anadolu'da Asya Eyaletini kurduğu dönemde Karadeniz kıyılarında varlığını sürdüren Pontos krallığının başına "Büyük" veya "Eupator: şanlı babası olan) lakapları ile anılan Mithridates VI geçmişti ve bir imparatorluk kurmaya çalışıyordu. Ağır vergiler karşısında ezilen ve Roma yönetiminden memnun olmayan Batı Anadolu'daki Hellen kentlerinin büyük bir kısmı Mithridates VI'yı bir kurtarıcı olarak gördüler. İ.Ö.88 yılında hızla Batı Anadolu'ya giren Mithridates VI Ephesos'u ele geçirdi ve Pergamon'u krallığın yeni başkenti ilan etti. Bu sırada Asya Eyaleti'nde yaşayan İtalyan kökenli herkesin öldürülmesini emretti. Kesin olmayan bilgilere göre bir gece içinde 80.000 kişinin öldürüldüğü ileri sürülmektedir. Aynı yıl içinde Hellas'ı da ele geçiren krala karşı Roma konsülleri

 

L. Cornelius Sulla ve Valerius Flaccus komutanlıklarında iki ordu gönderildi. Önce Yunanistan'da daha sonra Anadolu'da yapılan bir seri savaştan sonra Mithridates yenildi ve Asya Eyaleti'ni terketmek zorunda kaldı (İ.Ö.86).


Bu olaylar sırasında Temnos'un adı Romalı kumandan Valerius Flaccus'un üç kentten zorla aldığı yüksek miktardaki bir haraç nedeniyle geçmektedir. Temnos'un isminin haraç alınan bu üç kent içinde geçmesinin nedeni belki de Mithridates VI'nın yanında yer almış ve bu nedenle cezalandırılmış olmasıydı. Yaklaşık İ.Ö.70‐50 yılları arasında Asya Eyaleti'ni 10 bölgeye ayıran Roma yönetimi sayesinde Smyrna (İzmir) bu bölgelerden birinin idare merkezi oldu. Myrina, Kyme, Phokaia, Leukai, Larisa, Neonteikhos ve Temnos gibi bölgemizde bulunan eski Aiolis kentleri de Smyrna'ya bağlandı.


Roma'da tek kişilik mutlak bir yönetim kurmak isteyen Julius Caesar'ı İ.Ö.44 yılında Senato'da öldüren Cumhuriyet taraftarları Brutus ve Cassius, Caesar'ın intikamını almak isteyen Marcus Antonius ve Oktavianus'a karşı yaptıkları mücadele sırasında Smyrna'da biraraya geldiler (İ.Ö.43) ve savaş için gerekli mali kaynakları Asya Eyaleti'deki kentleri sonuna kadar sömürerek elde ettiler. Bu nedenle bölgemizde kendilerine karşı çıkan birçok kente karşı acımasızca davrandılar.


Yaklaşık 100 yıldan beri, bir taraftan dış güçlere, diğer taraftan Roma devleti içindeki siyasal güçlerin biribirlerine karşı yaptıkları savaşlar Batı Anadolu'daki Hellen kentlerinin ekonomik durumlarını kötü etkilemişti. İ.Ö.27 yılında Augustus'un Marcus Antonius ile yaptığı iktidar savaşından galip çıkması Roma yönetim altındaki tüm topraklarda yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Roma toprakları içinde yaşayan ve karışıklıklardan etkilenen toplumların uzun zamandan beri bekledikleri barış ve sükunet isteğini akıllı politikalar ve düzenlemeler ile tatmin eden Augustus'un iktidarı (İ.Ö.27‐İ.S.14), tüm ülkede çok uzun bir dönem hüküm sürecek olan istikrarı sağlamış oldu. Bu uzun dönem Akdeniz'de Roma Barışı (Pax Romana) olarak adlandırılmıştır.


Aiolis’in kentleri de, Augustus'un idari ve ekonomik reformlarından olumlu etkilenmiş olmalılar. Zira bu döneme kadar genellikle savaşlar, ayaklanmalar gibi sıradışı olaylar nedeniyle tarih sahnesine çıkan Aiolis'in kentleri (Kyme, Larissa, Aigai, Neonteikhos, Temnos, Herakleia, Leukai) bundan sonra yaklaşık 3 yüzyıl boyunca bölgemiz için her zaman önemli bir doğal afet olan depremler nedeniyle anılmaktadır. Bunlardan kayıtlara geçen ilk şiddetli deprem imparator Tiberius'un (İ.S.14‐27) saltanatının 3. yılında meydana gelmişti. Tek bir gecede Alaşehir'den (Philadelphia) Ege Denizi kıyılarına dek Gediz (Hermos) vadisi içinde yer alan tüm kentler yerle bir oldu. Antik yazarlar Strabon ve Tacitus'un verdikleri bilgilere göre Sardis, Magnesia (Manisa), Apollonis, Mostene, Hyrkanis, Tmolus (Bozdağ) gibi Manisa ovasındaki kentlerin yanında, bölgemizdeki Myrina, Aigai, Kyme ve Temnos gibi kentler yıkıldı. Bu geniş çaplı felaket karşısında imparator Tiberius yıkılan kentlere karşı oldukça cömert davrandı. İmparator büyük miktarlarda yapmış olduğu nakit yardımın yanında, kentleri hazineye ödemek zorunda oldukları tüm vergilerden 5 yıl boyunca muaf tutmuştu. Kentlerin yönetimleri de imparatorun bu cömertliği karşısında minnetlerini kendisinin Roma'da büyük bir heykelini diktirerek göstermişlerdi.


Bölgedeki ikinci büyük bir deprem imparator Antoninus Pius'un (İ.S.138‐161) Smyrna'yı ziyaretinden kısa bir süre sonra meydana gelmiş (İ.S.152), Lesbos (Midilli) adasındaki Mytilene kenti tamamen yıkılmış, Smyrna ve Ephesos büyük ölçüde tahrip olmuştu. Depremlerin kısa aralıklarla devam etmesi Smyrna halkında büyük bir paniğe yol açmış; Klaros'daki Apollon tapınağına başvurmuşlar; tanrı, rahipleri aracılığı (kehanet) ile evlerde durmamalarını ve tanrı heykellerini açık alanlara çıkarmalarını bildirmişti. Bu arada kentte bulunan Kurtarıcı Zeus tapınağına bir öküz adamışlardı. Cassius Dio'dan öğrendiğimize göre Smyrnalı hatip Aelius Aristides'in imparator Antoninus Pius ile olan dostluğu sayesinde kentin yeniden imarı için yardım sağlanmıştı.


26 yıl sonra (İ.S.178) imparator Marcus Aurelius'un döneminde, bir önceki depremden de şiddetli yeni bir felaket Smyrna ve çevresini tahrip eder. Kentteki tüm resmi yapılar ve tapınaklar yıkılır. Daha önceki depremlerden sonra olduğu gibi çevre kentlerden ve imparatordan önemli yardımlar gelir. Kent bu kez de 10 yıl boyunca tüm vergilerden muaf tutulur. Antik kaynaklardan öğrendiğimize göre 3 yıl içinde Smyrna daha güzel bir şekilde yeniden inşa edilir.